Page 59 - Dünya Eğitimine Yön Verenler - I
P. 59
ranışın uygulanması değil aynı zamanda her uygun durumda aynı şekilde
uygulanması anlamına geliyor çünkü kişi kendini alıştırmıştır ve aksi şekilde
davranamamaktadır. Bizler bir kişiyi, konuşmalarında alışkanlık gereği doğ-
ruysa “doğru” olarak nitelendirebiliriz, aynı durum istenilen ahlak özellikleri
için de geçerlidir. Aynı şekilde, bir kişiyi alışkanlık gereği yalan söylüyorsa
yalancı olarak niteleyebiliriz, yine diğer karakter özellikleri için de aynı du-
rum geçerli.
İnsanın mükemmel bir ahlak seviyesine ulaşması için, bütün davranışla-
rının sebebini iyi yönetmeli, doğru yoldan ayrılırsa ruhunu cezalandırmalı,
evet doğru yolda ilerliyorsa onu ödüllendirmeli ve cesaret vermelidir. İbni
Sina’ya göre: “İnsan ruhunu ödül ve cezaya hazırlamalı ve o şekilde yönet-
melidir.”
İnsanın ruhu eğer ahlaki bir kötülükle karşılaşırsa onun zıddına ulaşmak
amacıyla ruhunu bu mükemmel davranışa yönlendirmesi ve onu bu yola alış-
tırması zorunludur. Ancak ruh sonunda orta yoldan gidebilir.
Bütün bunlarda referans noktası “sebep”tir. İnsan uyduğu kuralların se-
beplerini bildiğinde eğitim ve fazilet yolunda ilerliyor demektir. Sebep, iyi
davranışı tanımlar ve tanımlanan standartlar bir yandan orta yolu diğer yan-
dan eşitliği tanımlar. Sebep kendi başına her seferinde orta yolu tanımlar çün-
kü erdem iki kötü karakterin tam ortasında yer alır. Sebep, iyi davranışlar
arasında eşitliği sağlar ve böylece hiçbir erdem diğerine üstünlük kurmaz, in-
sanoğlu da bütün erdemli davranışları arasında, birini diğerlerine göre abart-
madan, denge kurabilir. Burada belirtmek gerekir ki ruhsal ve etik değerlerin
temelleri Kur’an ve sünnette (peygamberin söz ve eylemleri) bulunması insan
ruhunun derinliklerinde dinsel bir temele dayanırken, İbni Sina’ya göre bun-
lar yanlış davranışların üzerindeki sebebin baskısından kaynaklanır. Şimdi
ahlak değerlerinin öğrenilmesinin sadece sebeplerinin kabul edilerek gerçek-
leşmesinin yetersiz olduğu nettir. Ahlaki davranışların insanın davranış ya-
pısının bir parçası hâline geldiği kalbin derinliklerine kök salması gereklidir.
İbni Sina, etik gibi bir kavramın âlimler, filozoflar veya en azından elit ta-
baka için geçerli olduğunu düşünmüştü. Etiğin halk içinde olmasıyla ilgilen-
medi çünkü normal insanlar ikna edildikleri gibi değil, bu dünya ve sonraki
dünyada daha çok cezalandırılma korkusu ile yaşarlar.
İbni Sina’ya göre ahlak doğuştan değil, kazanılan bir şeydir ve bireyin “er-
dem”, “korku”, “taklit” ve “alışkanlık”lar yoluyla kazanması beklenilen ka-
pasitesidir. İbni Sina ahlak kazanım sürecinin çocuğun doğumundan itibaren
58 • DÜNYA EĞİTİMİNE YÖN VERENLER DÜNYA EĞİTİMİNE YÖN VERENLER • 59

