Page 111 - Azerbaycan'dan Masallar
P. 111
Ağ ustasının oğlu:
‒ Benim atımın özelliği, bindikten sonra diyorsun ki “Ey at, Süleyman
Peygamber’in aşkına beni batıdan doğuya, cennetten cehenneme götür,
daha ne bileyim bütün dünyayı gezdir.” dersen o da seni alıp gezdirecek.
Derviş:
‒ Benim kılıcımın özelliği de şu ki eğer “Kılıcım, kınından çıkıp git,
filan kişinin boynunu vurup gel, kınına gir.” dersen o anda söylediklerini
yerine getirir.
Bunlar anlaşır. Kılıç ile atı değişir.
Ağ ustasının oğlu bakar ki derviş ata binmiş gidiyor. Atın elinden kaç-
masına üzüldüğü için kılıcına:
‒ Ey kılıç, Süleyman Peygamber’in aşkına, çabuk kınından çık, git, der-
vişin boynunu vurup gel, yine kınına gir.
Ağ ustasının oğlu atına biner, kılıcı da beline takar, düşer yoluna. Gidip
bir denize varır. Bakar ki denizin kenarında bir adam oturmuş, kumu ka-
rıştırıyor... Dört tarafı gül çiçekle dolu. Garip bir adam ama hiç güle, süm-
büle bakmıyor.
Ağ ustasının oğlu ona yaklaşınca saygıyla selam verip sorar:
‒ Şuradaki güzelim gülleri bırakıp gelmiş, neden burada kumda oynu-
yorsun?
Kum ile oynayan adam:
‒ Git oğlum, madem yolun buradan geçiyor, geri geldiğinde söylerim.
Ağ ustasının oğlu oradan uzaklaşır. Gider bakar ki bir yaşlı kadın iki
kapının arasında oturmuş, önünde bir bardak kan, elinde de bir parça arpa
ekmeği... Arpa ekmeğini kana bandırıp bandırıp yiyor. Ağ ustasının oğlu:
‒ Ey nine, ya kalkıp bu kapıyı ya da öteki kapıyı aç. Neden burada
duruyorsun?
Yaşlı kadın:
Git oğlum, madem yolun buradan geçiyor, geri geldiğinde söylerim. Ağ
ustasının oğlu buradan da ayrılıp gider.
Gider bakar ki dar bir sokakta bir adam oturmuş, elleri koynunda,
dizlerini de karnına toplamış şekilde düşünür. Ağ ustasının oğlu buna da
edebi erkânıyla selam verip:
110 • AZERBAYCAN’DAN MASALLAR

