Page 110 - Mevlana'nın Eğitim Görüşleri
P. 110

Neyin üzerinde titriyor, neye ulaşmaya çalışıyorsa, insanın değeri
                        o kadardır, insanın gönlü ve canı Rabbini istediği için, insan dokuz kat
                        gökten, arştan da yücedir, insanın uçmak istediği alan, varlık evreninden
                        dışarıdır.  Bu  canı,  bu  gönlü  hâlâ  bu  aşağılık  dünyadaki  bazı  kişi  ve
                                                                                             1
                        varlıkların çevresinde döndürüp dolaştırmak, ona eziyet etmek demektir .
                        Mevlâna'nın  bütün  eserleri,  bu  ayrılıktan  bir  şikayetnamedir.  Dîvan-ı
                        Kebîr'inde hep Allah'ın aşkını delicesine bir coşku ile anlatan Mevlâna,
                        Mesnevi'sine de

                                              "Dinle neyden ki, hikâyet etmede
                                              Ayrılıklardan şikayet etmede."

                                          2
                        diye  başlamaktadır .  Bu  ayrılığın  bir  an  önce  bitmesi  için  insanın  çok
                        çabalaması  gerekir.  Çünkü  insan  tabiatı  bu  dünyaya  ekmek  bağıyla
                        bağlanmıştır,  can  da  akıl  bağı  ile,  insanın  bir  an  önce  beynindeki
                                                                                        3
                        sersemlikten, ellerine yapışan hamurdan kurtulması gerekmektedir .

                               Allah, insanı bu dünyaya kendi sırlarını anlasın ve anlatsın diye
                        göndermiştir. Beden gibi bir toprak parçasına canı, gönlü, aklı bu nedenle
                        yerleştirmiştir. Öfke, kin, haset, aşk gibi çok çeşitli seslerden çok çeşitli
                        nağmeler çıkaran bu beden çengini Tanrı akort etmiştir. Bu çeng kendi
                                                                  4
                        kendine çalamaz, onu da ancak Tanrı çalar . Bedendeki çeşitli özellikler
                        canı, gönlü, aşkı hiçbir zaman kirletemez. Evrenler içindeki her varlığa,
                        her  şekle  can  verir,  güzellik  verir.  Hiçbir  perde,  hiçbir  şekil  o  anlamı
                        tamamen  örtemez,  bulandıramaz,  kirletemez.  Hattâ  o  öylesine  gür  bir
                        pınardır  ki  pislik-bulaşıklık  yurdunda  kaynadığı  halde,  o  pislik  ve
                                                   5
                        bulaşıktan haberi bile yoktur .

                               Mevlâna'ya  göre  can  bir  kadehtir;  ateşten,  ışıktan  yaratılmış  bir
                        kadehtir.  Onun  içine  Allah  nuru,  Allah  şarabı  konur.  Ama  nasıl
                        ayakkabının  ayaktan,  kadehin  şaraptan  haberi  yoksa,  canın  da  Allah
                        ışığından haberi olması çok zordur. Buna rağmen eğer cana Allah şarabı
                        doldurulursa bütün akıl, düşünce ve duyumlar o şarap içinde erirler, ilâhî
                        bilgi  haline  gelirler.  Amaç,  canı,  Tanrı  şarabıyla  sarhoş  etmektir;
                        boğazına dek nurla, ışıkla boğmaktır; gizlenmiş, örtülmüş ne varsa ortaya
                                  6
                        dökmektir .















                        1
                         a.g.e. cilt 2. s.46(38. gazel)
                        2
                         Mesnevi. 1/1
                        3
                         Dîvan-ı Kebîr, cilt3. s.446(4278)
                        4
                         a.g.e. s.434(62. gazel)
                        5
                         a.g.e. 404(32. gazel)
                        6
                         a.g.e. s.392(19. gazel), 413(42. gazel)
   105   106   107   108   109   110   111   112   113   114   115