Page 298 - Mevlana'nın Eğitim Görüşleri
P. 298
Eğitimin görevlerinden biri, bilgi ve hünerle insan yayığını
döverek ondaki en değerli şeyi ortaya çıkarmak ve şahsiyetini onunla
şekillendirmektir. Tanrı insana kulak, göz ve diğer duyularla müracaat
etmeden de söz söyler ve onun sözleri insan için bütün boyutları ile tam
bir öğrenme olur. Đnsanların yaptıkları eğitim ise söze, göstermeye,
yaptırmaya, tekrar ettirmeye dayanır. Bir çoğunun kulakları, çevresindeki
insanların sözleri ile dolduktan sonra yani uzun dinlemelerden, o
1
dinlemeleri anladıktan sonra o çocuk konuşmaya başlar . Ama insan kör,
sağır, dilsiz bile olsa Tanrı ona hitap edebilir. Her türlü varlık biçimine
ve hattâ yokluk evrenine bile söz geçirip bilgi veren yüce Tanrı insanı,
eğitilebilecek varlıkların en uygunlarından bir tanesi olarak yaratmıştır.
Đnsan bilgisinin yüce Tanrı'dan kaynaklanması, onun en değerli
yönüdür. Tanrı, kendi katındaki bilgiden bir parça koyarak bizi böylesine
duyarlı ve güçlü kılmıştır. Bu bilginin değerini anlayan insan için tek
2
amaç, "Allah katındaki bilgi"yi elde etmek olmalıdır .
3
Dünyada insan için en iyi öğretmen Tanrı'dır; bütün her şeyi
yaratıp olduran, bütün evrenlerde oluşu idare eden O'dur. O, bu oluşu o
kadar güzel idare eder ki, her şeyi okşaya okşaya, usanmadan, bir hoşça
çekip götürmektedir. Đnsanın eğitiminde değer vereceği şey, Tanrı'dan
öğrendiklerini hatırlamak ve o olmaktır; eğer kendi içinde bu özü
yakalayabilirse, bunu başaracaktır. Halktan öğrenilen şeyler ise bu dünya
ile, hattâ bu dünyanın da belli bir zamanına, belli mekânına, belli yaş
kademelerine, cinsiyete, bünyeye, ihtiyaçlara göredir ve bu birçok
faktörlerden bazıları değişince onun da değişmesi gerekir. Buna
dayanarak insan esas varlığını, esas kişiliğini oluştururken çevreden,
4
halktan öğrendiklerine değil, Tanrı'dan öğrendiklerine dayanmalıdır .
Tanrı'nın varlıklara öğrettiği şeyler, onların, eğitimin ötesinde,
ana karakteristiklerini oluşturur. Bülbülün ötüş bilgisi ona Tanrı
tarafından verilmiştir. Canlıların ve cansızların henüz tamamına yakını
ümmidir; yani bir eğitim görmemişlerdir; ancak bunlar Tanrı'nın
kendilerine verdiği bilgi ile dışarıya karşı ana karakteristiklerini gösteren
birer varlık olarak dururlar. Başkalarının elle, kalemle yazdıklarını yüce
Allah elsiz, kalemsiz yazar; geçmişte olmuş olanları ve bizim
bilmediğimiz gelecekte olacakları bütün ayrıntılarıyla o bilir. Ümmî olan
Muhammed'e Kur'ân'ı o öğretmiştir; bu, taklit ile, ezber ile olan bir
öğrenme değil, öze işlenen bir tam öğrenme idi. Taklit öğrenmenin
yazısı, çizisi, şekli v.s. olduğu halde Tanrı öğretmesinin izini göremezsin,
ama o tamamen canlıdır. Taklit bilgisi, aydınlık vermeyen bir kandil
resmi, hareket etmeyen bir insan, büyümeyen bir ağaç resmi gibidir.
Gerçi, eğer üzerinde düşünülürse bunlar da faydalıdır, bunlar da gerçeğin
1
Mesnevi. 4/3035-3040.
2
Mesnevi. 5/2587-2589.
3
Dîvan-ı Kebîr, cilt 3. s.305(2955).
Mesnevi. 3/3221-3235.
4
Dîvan-ı Kebîr, cilt 4 3.268(2580).

