Page 338 - İçtimai Mektep
P. 338

3 3 0
           sancıdır.  Yalnız  b‘r  unsura,  zaruret  unsuruna
           yer  veriyor.  Halbuki  insan  aynı  zamanda  se­
          ven  bir  hayvandır.  Tabiatında  isyan  ve  nefret
          gibi  itaat  ve  sevgi  de  vardır.  Kant  bu  işde  bir
          taraflı  bir  filozof  olduğundan  onun  felsefesi
          üzerine  kurulacak  pedagojinin  de  bir  taraflı
          olması  zaruridir.  Ancak  sıkı  istipdat  ve  konfor-
          mism  devirlerindedir ki  Kant’ın  terbiye  naza­
          risi  doğru  görülebilir.  Onun  için  Kant’ın  insan
          tabiatı  telâkkisini  meselâ  bir  Tolstoy  yahut  Jean
          Mari  Guyau  ile  tamamlamak  lâzımdır.  Çünkü
           Kant’ta  bulunmi\an  cazibe,  sevgi  ve  tavilik
          unsurları  onlarda  vardır.  Böyle  yaparak  yeni
          içtimaiyatçılığm  noktai  nazarına  varmış  oluruz.
           Bu  nedir?  Ahlâkî  hayatın  zecir  hem  de  sevgi
          unsurlarından  yoğrulmuş  olmasıdır.  Ne  yap­
          malıydı  ki  Kant’ta  gerçek olan  bu  zecir  unsuru
          ve  tavilik  felsefesinde  asıl  olan  sevgi  unsuru
          birleşmiş  olsun?  Bunun  için  en  garip  çare  iki
          ayrı  nazariyeyi  biribirine  ekleyip  amele  saha­
          sında  eklektik  bir  neticeye  varmak  ve  terbiye­
          de  bazan  Kant’ı  hatırlıyarak  zecre,  bazan  da
          Tolstoy  ve  Guyau’yu  hatırlıyarak  sevgiye  mü­
          racaat  etırıek!  Bu  garip  amelî  vaziyetin  neticesi
          bütün çocuk  terbiye  edenlerin  malûmudur:  Ço­
          cukta karakter yerine karaktersizliğin teşekkülü.
          O  halde  İçtimai Mektep teşkilâtında  olduğu  giBi
          çocuğu  zecir  ve  sevgi  unsurlarını  canlı  bir  hal­
          de  toplıyan  içtimai  gerçeğe  müracaat  etmekteıl
          başka  bir  şey  kalmıyor.  Orada  hükmünü  ya­
          pacak  olan  kanunlar  tabiatın  olduğundan  hiç­
          bir  keyfilik  bahse  mevzu  olamaz.  Orada  hem
          zümrelerin  tabiatından  çıkan  ahlâkî  ve  gayrı
          şahsi  müeyyideler  hem  de  yine  zümrelerin  ta­
          biatından  gelen  cazibeler  vardır.
   333   334   335   336   337   338   339   340   341   342   343