Page 200 - Mevlana'nın Eğitim Görüşleri
P. 200
2.2. Dil
“Beri gel beri, daha da beri; niceye bir şu yol
vuruculuk? Mademki sen bensin, ben de senim,
niceye bir şu senlik benlik? Tanrı ışığıyız, Tanrı
sırçası. Kendi kendimizle bunca savaşımız, bunca
inatlaşmamız da ne? Aydınlık aydınlıktan ne diye
korkar böyle?
Sağ el ne diye kendi solunu hor görür? Her ikisi
de mademki senin elin; uğurlu ne demek, uğursuz
ne demek?
Biz hepimiz aynı mayadanız; aklımız da bir,
başımız da. Fakat şu beli bükülmüş göğün altında
iki görür olmuş-kalmışız.
Hadi, şu benlikten geç de herkesle karış, kaynaş.
Kendinde kaldıkça bir habbesin, bir zerresin
ancak; fakat herkesle birleştin-kaynaştın mı,
ummansın, madensin.
Canı da bir bil, bedeni de; fakat sayıda yüz
binlercedir. Hani bademler gibi, hepsinde de aynı
yağ var.
Dünyada nice diller var, fakat hepsi de anlam
bakımından bir; kapları kırıp döktün mü, su, bir
1
olur gider.”
2.2.1. Dilin mahiyeti
Dil, bir insanda kendi iç dünyasının ve dış dünyadan onun
gönlüne yansıyanların ifade edilme, açıklanma, anlatılma aracıdır.
Allah'ın, insanın içinde ve dışında olarak, her an kurmakta olduğu bu
varlık evreni, âşıkların gönlünde, akıllıların dillerindedir. Dilde olanla
gönülde olan aynı gerçek arayışları, aynı duygular ve ideallerdir. Ancak
gönül göğe, dil yeryüzüne benzer; nasıl gökten yere kadar birçok
konaklar varsa, gönül ile dil arasında da böyle duraklar vardır. Sanki
Tanrı'nın rahmeti insanın gönlüne dolar ve oradan, su oluklarına
benzeyen dil ile dışarıya akıtılır. Tanrı'dan gönüllere ve göğüslere
muhakkak ki temiz bir rahmet gelir; ama insanın içi kirli ise, o temiz su
orada kirlenir ve dil vasıtasıyla dışarıya da kirli su akar. Tanrı'dan rahmet
bulutları her an gökyüzünde dolaşıp durmaktadır; yetenekli olan kişiler,
Tanrı'nın bu rahmet bulutlarından yağmur emebilenlerdir. Bazıları da
sadece dil vasıtasıyla gönüllerden dışarı atılan suları toplayan
2
nakilcilerdir .
1
Dîvan-ı Kebîr, cilt 4. 8.423(111. gazel)
2
Dîvan-ı Kebîr, cilt 4. s.134(1996-1208).

